14 Ekim 2010 Perşembe

Tebrikler Türkiye


"Kaos". Bu aralar tüm spor camiamızın dilinde bu kelime. Milli takımın Euro 2008'de oynadığı futbolun adıymış onlara göre... Peki neymiş bu sistem ? Söylenene göre, sahada ortalığı karıştırıp, şaşırtmak, sonrasında rakip ne oluyor derken maçı alıp götürmekmiş. Bir ülke medyası düşünün ki Avrupa Şampiyonasında yarı finale kalmayı, finali son dakikalarda kaçırmayı böyle analiz edebiliyor. Ve mutlu son. Ermenisten maçı sonrasında aylık 100 bin lirayla birlikte Fatih Terim'le giden kaos, yerini 8 milyon Euro'lu Hiddink usulü  hindiye bırakıyor!

Ben anladım. Spor medyasından taraftarlara, kulüp başkanlarına kadar mazoşist bir ülkeyiz. Şampiyonlar liginde çeyrek final, Avrupa 3. lüğü , Dünya'nın 1 numarası İspanya ile başa baş oynamak kesmiyor bizi. Çünkü acı istiyoruz. Ancak 0 çekmek mutlu ediyor bizi. Başarısızlıkları değil başarıları unutmak istiyoruz.  Şu Almanya ve Azerbaycan maçlarında her şey ortaya çıktı. Biz Yaşar'ları , Müjdat'ları istiyoruz. Ezilmek istiyoruz. Kaleye gidemeden maç bitsin istiyoruz. Barnebau'da galibiyet için sahaya çıkanları eleştiriyor, beraberlik için neden gidilmedi diyebiliyoruz. Beraberlik için gidip ezik bir şekilde 3 yiyince ancak tatmin olabiliyoruz.

Yok yok anladım aşağılık kompleksliyiz biz. Yapışmız bize bu, çıkaramıyoruz.

8 Ekim 2010 Cuma

VS.

Mesut: "Almanya için oynamaktan gurur duyuyorum, başka milli takımda oynamak benim için sözkonusu değildi".

Nuri: " Kendimi Türk hissediyorum ve atalarımın ülkesini tercih etmek benim için zor olmadı". 

4 Ekim 2010 Pazartesi

Frank "The Special One"

Cuma akşamı maç saati geldiğinde, kötü beklediğim Karabük Stadı'nın zemininin berbat olduğunu fark ediyor, üstüne bir de Galatasaray'ın sahaya çıkan ilk 11'ine görünce sarı kırmızılıları çok zor bir 90 dakika'nın beklediğini rahatlıkla anlayabiliyorduk. Ayrıca şurası kesin. Rijkaard psikopat bir adam. Takımın en iyi 2 futbolcusunu (Arda ve Baros) Karabük'e götüremeyeceğini bile bile bunun üstüne bir de fantezi yapıp son 4 maçta defansı toparlayan Servet'le papaz olması bu sölediğimin en önemli kanıtı...

Maça dönersek, hakem Aytekin Durmaz oyuna çok hızlı başladı. Daha 2. dakikada gelişen Karabükspor atağında demarke pozisyonda kalan Aytekin Hoca, Neill'ın yaptığı  faul'le alakası olmayan müdahaleye, şık bir hareketle penaltı noktasını gösteriyor ve Cernat'a asistini yapıyordu. Hemen arkasından 12. dakika'da kazanılan serbest vuruşta Cernat direği buluyor, dönen topu Hakan Özmert ağlara göndererek iki takım için maçı  o an'da bitiyordu. 27. dakika'ya gelindiğinde Rijkaard'ın maçı kurtarmak adına yaptığı Cana-Aydın değişikliği görülmeye değerdi. Sahada oynanan kötü futbolu bu müthiş müdahaleyle döndürmeye çalıştıysa da ilk yarı bu skorla tamamlanıyordu.

İkinci yarı boyunca da Cernat'ın etkili paslarını, Emenike'nin Gökhan Zan'ın başını döndüren driblinglerini görmeye devam ediyorduk. Galatasaray ise maçın ancak 2/3 sona ererken  yakalayabiliyordu ilk önemli pozisyonunu. Sağ taraftan gelişen atakta Pino'nun ortaya çıkarttığı topa çok kötü vuruyordu Bosnalı. Aslında bu kaçan gol aniden 2 takımı da uyandırdı. Galatasaray "3 büyüklerden" biri olduğunu hatırlayıp hücum varyasyonlarını denemeye başlarken, Karabük'te "anadolu takımı" kimliğinin farkına varıp skoru korumak adına geriye yaslanmaya baslıyordu. Bu bölümde sarı kırmızılı ekip rakibinin üstüne çok etkili gidemediyse de, 77.dakika'da Barış'ın tek başına yarattığı pozisyonda topu ağlara yollamasıyla durumu 2-1' e getirip umutlanıyordu. Gol'den itibaren oyun, artık Emenike'ye kontra atılan toplarla Galatarasay'ın organize olamayan atakları arasında geçti. Bu ataklardan birinde 90+1 oynanırken H.Kewell yakaladığı %100'lük gol şansını değerlendiremiyor ve maç 2-1 ev sahibi takımın üstünlüğüyle sona eriyordu.

AKILDA KALANLAR
*Harry Kewell'ın hakem Aytekin Durmaz'a daldı dalacak ruh hali
*Sabri'nin  bir kez daha duran toplarda ne kadar etkili bir oyuncu olduğunu 70 milyona göstermesi
*Lig Tv Spikeri'nin Florin Cernat'a Obafemi Martins muhamelesi yaparak 35 yaşında demesi

2 Ekim 2010 Cumartesi

Galatasaray

Geçen sezon transfer döneminin en hızlı takımıydı Galatasaray. Keita ve Elano gibi yıldızlar takıma kazandırılmış, kadronun başına da Barcelona ile 2 La liga 1 de Şampiyonlar Ligi Kupası  kazanmış Frank Rijkaard getiriliyordu. Oyun yapısı da belirlenmişti. Nou Camp'ın değişmez 4-3-3'ü Sami Yen'de olacaktı artık. Lige de çok iyi başlayan takım ilerleyen haftalarda ki Şükrü Saraçoğlu Stadında oynanan Fenerbahçe maçına kadar çok iyi işler yapmıştı. Ancak deplasmanda alınan mağlubiyet moralleri bozuyor, aynı zamanda da kafasına yeni fikirler sokuyordu Hollandalı'nın...
 
"Oynadığımız sistem Türkiye'de oynanan futbola uymuyor " diyordu bir açıklamasında. O ilk haftalarda rakiplerini 3'leyen, 4'leyen Gs gitmiş, sahada ki "total" futbol yerini "lokal" futbola bırakmıştı. Buna rağmen son haftalara kadar yarışta kalmayı başaran ekip yine Sami Yen'de oynadığı bir Fenerbahçe maçı sırasında Leo-Selçuk işbirliğinin kurbanı olacak, lige de havluyu atacaktı.


Geçen yılı 3. sırada bitiren Galatasaray'ı sezon başında da sıkıntılar bekliyordu. Hoca gidiyor mu kalıyor mu tartışmaları sürerken Arda'nın bir kaç yerde duyulan "Avrupa'da top oynamak istiyorum" sözleri daha da moralini bozuyordu UltraAslan'ın. Bu sırada da en büyük rakipleri bir bir transfer bombalarını patlatmaya başlamıştı bile. Q7 ve Guti Ümraniye'nin, Niang, Dia ve Stoch Samandıra'nın yolunu tutarken Florya da ise geciken transferler canları sıkmaya devam ediyordu.

Bu sırada takvimler ağustos'u göstermiş Avrupa Ligi Play Off turunda Ukrayna'nın Karpaty Lviv takımıyla mücadele edecekti takım. Kendisine göre nispeten zayıf rakibiyle ilk maçta Sami Yen'de 2-2 berabere kalacak, Ukrayna deplasmanında ise 90'da gülüp, 90 +'da yediği golle Supro Lig'e geri dönecekti.
Yapılan Loric Cana, Juan Pablo Pino, Mehmet Batdal, Çağlar Birinci, Ali Turan transferleri Aslan'ı Avrupa da tutmaya yetmemiş, lig'te de üst üste alınan 2 mağlubiyeti önleyememişti. 3. haftada deplasmanda oynanacak Eskişehirspor maçını yönetim ve teknik kadro yeni bir başlangıç olarak görüyordu. Öyle de oldu. 3-1 skorla gelen 3 puan umutları arttırıyor, daha sonra alınacak 3 galibiyete de zemin hazırlıyordu.

Ligin 6. haftasına gelindiğinde 12 puanla 3.sırada Galatasaray. Transferin son gününde yapılan Misimovic ve Insua trasferleri de taraftarın gazını biraz olsun kesmiş gözüküyor. Takımda ki en büyük handikap ise Baros'a  hala bir alternatifin gözükmüyor olması.

Bugün Karabükspor deplasmanına gidiyor takım. Ev sahibi ekipte Emenike ve Cernat sezon başından beri çok etkili oynuyorlar. Servet'in kadro dışında kaldığını, zeminin de kötü olcağını düşünürsek Baros'un yokluğunda zor bir maç bekliyor sarı kırmızılıları.

1 Ekim 2010 Cuma

Ibrox'ta 3 Kuruşa 5 Köfte Vermezler

Bu ligde puan ya da puanlar almak istiyorsan 1. kural belli. Korkmayacaksın... Peki dün gece ki tablo neydi? Dakikalar 80'i gösterdiğinde Bursaspor 1-0 geride ve hala 10 kişiyle kendi yarı sahasında bekliyordu rakibini. Eğer Şampiyonlar Lig'inde deplasmanda oynuyorsan ilk 15 dakika'da oyunu tutmak mantıklı bir strateji sayılabilir. Ya sonra ki 75 dakika? Daha önce yazdığım Bursaspor yazısında Valencia maçı ile ilgili futbolcuların Avrupa tercübesi olmadığından bahsetmiştim. Hoca'ya da böyle bir tecrübe lazımmış anlaşılan.
 
Sonuç olarak 3.lük mücadelesi yaptığı takımdan 4 puan geride Bursaspor. Önlerinde gidecekleri Old Traffort ve Mestalla deplasmanlarını da düşünürsek, gözüken o ki işleri çok zor artık bu grupta.